+90 232 399 50 50

Serebral Palsi'nin Ne Kadar Farkındayız? Erken Tanı ve Sürekli Tedavinin Önemi Nedir?

Serebral Palsi'nin Ne Kadar Farkındayız?

Serebral Palsi, gelişimini tamamlamamış beyin dokusunda ilerleyici olmayan bir hasar nedeni ile oluşan postür ve hareket kontrolünü bozan, aynı zamanda duysal ve kognitif fonksiyonları da etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Serebral palsi çocukluk çağında engelliliğe neden olan hastalıkların başında gelmektedir. Motor fonksiyon bozukluklarına eklenen kas tonusu değişiklikleri, denge sorunları, duysal ve kognitif fonksiyon bozuklukları, iletişim ve algılama problemleri, epileptik nöbetler, görme ve işitme sorunlarının varlığı ile çocuğun engelliliği daha da ağırlaşmaktadır. Yaşam boyu devam eden bu hastalık sürecinde yaş ilerledikçe, güç kaybı ve hareket yetersizliği gibi temel sorunlara eklem kısıtlılıkları ve deformiteler de eklenmekte ve engellilik giderek artmaktadır. Dolayısı ile tedavisi yaşam boyu süren motor fonksiyon bozuklukları, aktivite kısıtlaması, postür bozuklukları, güç kaybı, denge sorunları gibi belirtilerin öne çıktığı serebral palsi hastalığı çok yönlü tedavi gerektirmektedir.

Serebral palsi görülme sıklığı binde iki, iki buçuk olarak bildirilmekte olup Dünya genelinde yaklaşık 17 milyon serebral palsili olduğu, Türkiye’de ise her yıl 6 binden fazla bebeğe serebral palsi tanısı konulduğu bildirilmektedir.

Serebral palsiye neden olan bozukluk, çocuğun erken gelişim döneminde oluşan hasara bağlı olarak etkilenen fonksiyon gelişmeden ortaya çıkmaktadır. Hasarın ortaya çıkışı doğum öncesi, gebelik süreci ve doğum sonrası dönemlerinde olabilir. Hastalığa neden olan birçok faktör vardır. Başlıca nedenler; prematürite, gebelikte preeklampsi, intrauterin büyüme geriliği gibi sorunlar, çoğul gebelik, annenin alkol, uyuşturucu ve ilaç kullanımı, gebelik sırasında geçirilen kızamıkçık, toksoplazma, zika virüsü veya sitomegalovirüs enfeksiyonları, genetik faktörler ve çok düşük doğum ağırlığı olarak sayılabilir. Doğum sırasında ve sonrasında çocuğun oksijensiz kalması da diğer önemli bir nedendir.

Hastalığın farklı klinik görünümleri mevcut olup buna göre spastik, diskinetik, ataksik ve mikst tip şeklinde sınıflandırılmaktadır. Hastalık ayrıca gövde ve ekstremiteleri de farklı şekilde etkiler ve buna göre hemiplejik, diplejik ya da tüm vücut tutulumu olabilir.



Erken Tanı Önemli

Erken tanı ve tedavi her hastalıkta olduğu gibi serebral palside de son derece önemlidir. Tanının erken konması rehabilitasyon sürecinin olabildiğince erken başlaması için çok önemlidir. Emme güçlüğü, çevreden gelen uyarılara yanıt vermeme ve huzursuzluk ilk aylarda dikkati çekecek bulgular olabilir. Üç aylık olan bebeğin baş kontrolünün yetersiz olması, vücutta anormal kasılmalar olması, elini sürekli yumruk pozisyonunda ve baş parmağı avuç içinde tutma, 8-9. aylara gelmiş bebeğin dönememesi, nesneleri hep aynı elle tutma, sesli ve görsel uyaranlara tepkisizlik önemli bulgulardır.

Serebral palsili çocukların değerlendirilmesi, tedavisi ve izlemi birçok çok disiplinin yer aldığı bir ekip işi olup hasta ve ailenin de içinde olduğu yaklaşım son derecede önemlidir. Düzenli olarak izlem ve ortaya çıkan yeni sorunların saptanması tedavi gereksinimlerinin zamanında fark edilmesi açısından önemlidir. Tedavi ve izlem ekinin başlıca elemanları çocuk nörolojisi, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı, ortopedist, göz hastalıkları, çocuk psikiyatrisi, fizyoterapist, konuşma ve iş uğraşı terapistidir.

Zamanında, Sürekli ve Aile Merkezli Bir Tedavi Yaklaşımı Gerekli

Serebral Palsi’nin kesin tedavisi olmamakla birlikte hastaların potansiyellerini ortaya çıkaracak pek çok yöntem bulunmaktadır. Günümüzde serebral palsi hasta rehabilitasyonunda başarılı olmanın en önemli koşulu; zamanında, yoğun, sürekli ve aile merkezli bir tedavi yaklaşımıdır. Tedavi ile hastalık bulguları hafifletilebilir ve çocuğun bağımsızlık düzeyi artırılabilir. Her hasta için tedavi hedefleri farklı olup tedavi seçenekleri de farklıdır. Tedavi planı yapılırken kısa sürede ulaşılabilecek hedefler seçilmesi ve bu sürecin izlenmesi, çocuğun mevcut fonksiyonel durumunun değerlendirilmesi ve tedavi hedeflerinin yaşa göre planlanması önemlidir. Çeşitli egzersiz ve fizyoterapi yöntemleri, medikal tedaviler ve spastik kaslara botilinum toksin uygulamaları, konuşma ve yutma terapisi, ortez kullanımı ve gereğinde cerrahi girişimler yapılabilir. Fizyoterapi içinde yer alan egzersiz uygulamaları; çocuğun fonksiyonel durumuna göre başını dik tutmasını, oturmasını, emeklemesini, ayakta durmasını, yürümesini, koşmasını ve dengesini destekleyecek şekilde her çocuğa özel olarak uygulanmalıdır. Çocuk için hangi tedavilerin uygulanacağına bu konuda deneyimli bir Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı karar vermeli ve gelişmeleri takip ederek gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

Paylaş :

  • ilk yorum yapan siz olun..

  • Yorum Yapın