İçindekiler

  1. Kanser nedenleri nelerdir?

Kanser hem çevresel hem de kalıtsal nedenlerle ortaya çıkabilir. Kanser oluşumunda %85 ile %90 oranında çevresel etkenler rol oynar. Tütün ve ürünleri, yanlış beslenme alışkanlıkları, obezite, radyasyon, nitrozamin gibi bileşikler, alkol ve bazı kimyasal çözücüler çevresel etkenlerin başında gelir. Kalıtsal kanserler ise tüm kanserlerin %10-15’ini oluşturur. Bu kanserler genelde erken yaştaki -ve aile öyküsü olan- bireylerde daha sık görülür.

  1. Kanser bakteri ve virüslerin neden olduğu bir hastalık mıdır?

Tüm kanserlerin bakteri veya virüsler gibi mikroorganizmalar sonucunda oluştuğunu söylemek yanlış olur. Ancak Hepatit B ve C virüslerinin karaciğer kanseri, Human Papilloma virüsünün rahim ağzı ve orofarenks tümörleri, EBV’nün lenfomalar ve HIV’nün anal kanser, lenfoma gibi bazı kanserlerin riskini arttırdığı kanıtlanmıştır. Benzer şekilde H.Pylori ile mide kanseri ve mide lenfoması arasında da bir ilişki söz konusudur.

  1. Kanser bulaşıcı bir hastalık mıdır?

Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Temas, inhalasyon veya eşyaların ortak kullanımı sonucu gibi nedenlerle kişiden kişiye bulaşmaz. Ancak bazı kanserlerin etkenleri arasında yer alan HBV, HIV ve HPV gibi viral ajanların bulaşı söz konusu olabileceğinden, cinsel temas sırasında kişilerin korunması önemlidir.

  1. En sık görülen kanser türleri nelerdir?

Ülkemizde erkeklerde en sık karşılaşılan kanser türleri akciğer, prostat, mesane, kolorektal (barsak) ve mide kanserleridir. Kadınlarda ise meme, tiroid, kolorektal, endometriyum (rahim) ve akciğer kanserleri en sık görülen kanser türleridir.

  1. Erken tanı ve tarama testleri nelerdir?

Her hastada hastalık seyrinin farklı ilerlemesi tanı ve tarama testlerini çeşitlendirebilir. Fakat vücutta kanserin yerinin belirlenmesinde belirli temel yöntemler bulunur. Meme kanseri için kişinin kendine yaptığı el muayenesi ile klinik hekim muayenesi, mamografi testi; rahim ağzı kanseri için PAP smear ve HPV DNA testi; cilt tümörleri için klinik muayene; bağırsak tümörleri için rektal muayene, gaitada gizli kan testi, kolonoskopi veya sigmoidoskopi gibi görüntüleme yöntemleri; prostat kanseri için ise rektal muayene, serum PSA düzeyi ve rektal ultrason testi birçok kurum ve kuruluş tarafından önerilen tarama testleridir. Ayrıcalıklı olarak yoğun sigara içen kişilerde düşük doz akciğer tomografisi, özel genetik risk altındaki bireylerde de ilave testler istenebilir.

  1. Hangi kanserlere erken tanı ve tarama testleri önerilmektedir?

Meme, rahim ağzı, prostat, kolorektal (barsak) ve cilt tümörleri için sağlıklı bireylerin de taranması önerilir. Bazı kanserler için ise özel hasta gruplarının taranması yararlıdır. Örneğin kronik hepatit B taşıyıcılarının karaciğer, Barett özefagusu tanısı olan hastaların mide kanseri için taranması yararlıdır. Akciğer kanseri için ise 55 yaş üzeri ve 30 paket/yıl sigara tüketenlerin taranması yararlı olabilir. Tarama testleri ile erken tanı konan hastalarda yaşam süresini uzatmak ve kür sağlamak mümkün olabilir. Özel risk altındaki bireylerin ek testler yaptırarak erken yaşlarda tarama programına alınması önerilir.

  1. Biyopsi yapılması zararlı mıdır?

Halk arasında bilinen ‘kanserli dokuya biyopsi yapılması veya kanserli dokunun cerrahi olarak çıkarılması hastalığın yayılmasına neden olur’ inanışı doğru değildir. Deneyimli bir hekim tarafından uygun yöntemlerle ve uygun şekilde yapılacak biyopsi ve cerrahi eksizyon (tümörün çıkarılması) tanı konması ve uygun tedavinin planlanması açısından gereklidir.

  1. Kanser tedavileri nelerdir?

Cerrahi operasyon, radyoterapi ve kemoterapi kanserde yaygın olarak kullanılan tedavi yöntemleridir. Daha az sıklıkla hormon tedavileri, biyolojik tedavi yöntemleri ve hedefe yönelik tedaviler de kullanılır. Bu tedavi yöntemleri hastanın ihtiyacına göre tek başına veya birlikte uygulanmaktadır. Kanser tedavilerinde amaç kanseri tedavi etmek, küçültmek veya gelişimini durdurmak, yaşamaya izin verecek bir iyileşme elde etmektir. Kanser tedavisi seçeneklerinde:

  • Cerrahi tedavinin amacı kanseri mümkün olan en fazla miktarı alacak şekilde çıkarmaktır.

  • Kemoterapi tedavisinin amacı ilaçlar yardımı ile kanser hücrelerini yok etmektir.

  • Radyoterapi tedavisi ise kanser hücrelerini öldürmek için X-Ray veya proton gibi yüksek enerjili ışınları kullanmaktır. Radyoterapi; eksternal ışın radyasyonu ile vücudunuzun dışındaki bir makineden gelebilir veya brakiterapi yöntemi ile vücut içinde konumlandırılabilir.

  • Kök hücre nakli olarak da bilinen kemik iliği nakli de bir diğer tedavi sürecidir. Kemik iliği, kandaki kök hücrelerinden kan hücrelerinin yapıldığı, kemik içindeki maddedir. Tedavide kendi kemik iliği kök hücreleriniz veya bir vericiden alınan hücreler kullanılabilir.

  • Bir diğer adı biyolojik terapi olan immünoterapi kanserle savaşmak için vücudun bağışıklık sistemini kullanır. Bunun nedeni ise bağışıklık sistemi kanser hücrelerinin davetsiz misafir olduğunu fark etmediği için vücutta kontrolsüz hayatta kalabilir. İmmünoterapi tedavisi bağışıklık sisteminin kanseri görmesine ve ona saldırmasına yardım edebilir.

  • Bazı kanser türleri vücuttaki hormonlardan beslenir ve bunlara hormon tedavisi uygulanır. Meme kanseri ve prostat kanseri buna örnek verilebilir. Bu hormonları vücuttan almak veya etkilerini engellemek kanser hücrelerinin büyümesini durdurabilir.

  • Hedeflenmiş ilaç tedavisi. Hedeflenmiş ilaç tedavisi ise kanser hücrelerinin yaşamını sürdürmesine izin veren özel anormalliklere odaklanır.

  • Kanser hücrelerini soğuk ile öldüren tedavi türü Kriyoablasyondur (dondurma). Kriyoablasyon esnasında ince, değnek benzeri bir iğne (kriyoprob) deriden direkt kanserli tümör içerisine girer. Dokuyu dondurmak amacı ile kriyoprob içerisine bir gaz pompalanır. Sonrasında dokunun çözülmesine izin verilir. Kanser hücrelerini öldürmek amacı ile bu donma ve çözülme işlemi bir tedavi seansında birkaç kez tekrarlanır.

  • Radyofrekans ablasyon tedavisi. Bu tedavi kanser hücrelerini ısıtmak amacı ile elektrik enerjisi kullanır ve hücrelerin ölümüne sebep olur. Radyofrekans ablasyon tedavisi esnasında doktor, ince bir iğnenin ciltten veya bir kesi aracılığı ile kanser hücresi içine ilerlemesini sağlar. Yüksek frekanslı enerji iğneden geçer ve çevre dokunun ısınmasına sebep olarak yakın hücreleri öldürür.

  • Klinik denemeler ise kanser tedavisinde yeni yolları inceleyen çalışmalardır. Binlerce klinik kanser denemesi günümüzde hala çalışma halindedir.

  1. Kemoterapinin başlıca yan etkileri nelerdir?

Her kemoterapinin yan etkisi farklılık göstermektedir. Hastalarda en sık rastlanan yan etkiler ise şöyle özetlenebilir:

Genel yan etkiler: Halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, güçsüzlük, kilo kaybı, hıçkırık

Cilt için Yan Etkileri: Döküntüler, ağız ve mukozalarda aftöz lezyonlar veya stomatit adı verilen mukozal yaralanmalar

Gastrointestinal Sistem Yan Etkileri: İshal, kabızlık, karın ağrısı, hazımsızlık, karın şişliği, karaciğer enzimlerinde yükselme, kolestaz, sarılık ve karaciğer yağlanması

Üriner Sistem Yan Etkileri: İdrar yolu enfeksiyonu, böbrek fonksiyonlarında bozulma, idrar yaparken yanma

Solunum Sistemi Yan Etkileri: Akciğer enfeksiyonu, akciğer zarlarında sıvı birikmesi, akciğerde fibrozis sonucu uzun dönemde nefes darlığı

Hematolojik Yan Etkiler: Kansızlık, trombosit ve beyaz küre sayısında azalma, damar içerisinde kan hücresi yıkımı

Kalp ve Damar Sistemi Yan Etkileri: Ritm bozuklukları, kalp yetmezliği, koroner arterlerde daralma, tromboflebit adı verilen damar enfeksiyonları, damar içinde kan pıhtısı oluşumu (tromboz)

Nörolojik Yan Etkileri: El ve ayaklarda karıncalanma ve his kaybı, motor fonksiyonlarda azalma

Diğer yan etkilere kan şekeri yüksekliği, kan lipid düzeylerinde yükselme, elektrolit bozuklukları örnek verilebilir.

Ancak bu tür yan etkilerin ilaçlara göre farklılık gösterdiği, her ilaç kullanan hastada yan etkilerin mutlaka görülmeyeceği ve her sağlık durumundaki farklılığın ilaca bağlı olmayabileceği unutulmamalıdır. Yaşanan tüm yan etkilerde doktorunuzu mutlaka bilgilendirin.

  1. Kanser tedavisinde bitkisel tedavilerin yeri nedir? Kullanılmalı mıdır?

Ülkemizde bitkisel tedavi adı altında satılan ürünlerin veya karışımların denetlenmesi konusunda bir standart bulunmuyor. Bu nedenle söz konusu ürünlerin içerikleri konusunda ciddi endişeler mevcut. Üstelik piyasada bu amaçla bulunan ürünlerin büyük bir çoğunluğu tedavi edici veya koruyucu özelliği kesin olarak kanıtlanmış ürünler değil. Bugüne kadar bu tür ürünlerin klasik tedavi yöntemlerinden daha yararlı olduğunu gösteren bir veri de bulunmuyor. Bu ürünler, kanser tedavisinde kullanılan ilaçların metabolizmasını etkileyerek ya bu ilaçların etkilerini azaltmakta, ya da yan etkilerini artırmaktadır. Zaman zaman hayatı tehdit eden ciddi kanamalar, karaciğer ve böbrek yetmezliği ve ölüme kadar varan olumsuzluklara neden olabildikleri biliniyor. Doktorunuza danışmadan bu ürünleri tüketmemeniz önerilir.

  1. Kanser tedavisi sürecinde beslenme nasıl olmalı?

Beslenmede alınan tedavilere göre bireysel farklılıklar olabileceği gibi değişiklikler yapılabilir. Başta kilo almamak en önemli noktalardan biridir. Sağlıklı kiloyu sürdürebilmek için de kalorisi düşük yiyecekler ve içecekler tercih edilmelidir. Günde en az 5 porsiyon çeşitli renkte sebze ve meyve tüketilmelidir. Bunun yanı sıra uzak durulması gereken besinler de mevcuttur. Özellikle kanser tedavisi alan hastaların, hazır turşu çeşitleri, salamura gıdalar, konserve gıdalar, margarin, hazır ayran, yoğurt, süt ve vb hazır tatlılar, pastalar, sosis, salam, sucuk gibi ürünler, sakatat çeşitlerini tüketmemesi önerilir. Ayrıca greyfurt, hazır meyve suları, kolalı içecekler, çeşme suyu, hazır çorbalar, alkol, tütün gibi ürünler de hastalık sürecini olumsuz etkileyen gıdalardandır. Uzmanlar ağır yağda pişirilmiş ürünler, direk kömür ya da odun ateşinde yapılan ızgaralar, ısırgan otunun yemeği, yağda kızartılmış besinler, tütsülenmiş besinler, kahve ve çay gibi içeceklerden de uzak durulmasını tavsiye ediyor. Hastalara kırmızı et tüketiminin sınırlandırılması, yağlı yiyeceklerden ve bol tereyağlı soslardan da kaçınılması öneriliyor.

  1. Şeker kansere neden olur mu? Hastalar tüketebilirler mi?

Aşırı şekerli ve karbonhidrat içeren ürünlerin ağırlıklı olarak tüketilmesi glukoz metabolizmasını bozup insülin direncine sebep olur. Ayrıca beraberinde kilo artışına da neden olup obeziteyi tetikler. Fazla salınan insülin ve obezite ile beraber salgılanan bazı inflmatuar markerler kansere yatkınlığa sebep olabilir. Bunların yanı sıra kalp ve damar hastalıkları ile diyabete zemin hazırlar.

Bilimsel verilere bakıldığında şeker ve şekerli besinlerin tüketilmesinin kanser hastalarında zararlı olduğuna dair kanıtlanmış bir veri bulunmaz. Yapılan klinik çalışmalarda kan şekerinin kontrol altında olması halinde şeker hastası olan kanserli hastalarda bir sorunla karşılaşılmadığı gözlemlenmiştir. Şeker hastalarının bu durumda kan şekerlerini daha sıkı kontrol etmeleri ve bu hastalığı takip eden doktorla iletişime geçmeleri yararlı olacaktır. Bunun yanında şeker tüketmeyen hastaların yorgunluk, bitkinlik ve bilişsel fonksiyonlarında azalma olması nedeniyle kanser tedavisinde sorunlar yaşanabilir. Her besin öğesinin önerildiği şekilde ve gerektiği kadar tüketilmesi yeterlidir.

  1. Obezite ile kanser arasında ilişki var mıdır?

Obezite tüm kanser türlerini tetiklediği gibi özellikle meme, bağırsak ve rahim kanserlerinde ciddi bir risk faktörüdür.

  1. Radyoterapi alırken beslenme konusunda hastaların özellikle dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

Radyoterapinin uygulandığı bölgeye bağlı olarak beslenme önemi artabilir. Bunların başında baş, boyun ve göğüs bölgelerine uygulanan radyoterapi sonrasında oluşabilecek komplikasyonlar (ağız yarası, yutma güçlüğü, ağız kuruluğu gibi) sonucunda katı gıda ile beslenme güçleşebilir. Onun yerine yumuşak kıvamda hatta sıvı gıdalar tercih edilmelidir. Ayrıca asitli, baharatlı gıdalardan uzak durulmalı, sıcak gıdalar yerine soğuk gıdalar tercih edilmelidir. Karın bölgesine uygulanan radyoterapi bulantı, kusma ve ishale neden olabilir. Bu şikayetleri artırmayacak gıdalar tercih edilmelidir.

  1. Hareketsizlik kanser riskini arttırır mı?

Egzersizin ve sağlıklı beslenmenin kalp damar sistemi için koruyucu etkisi olduğu bilinmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar da düzenli egzersizin kanserde de koruyucu bir faktör olduğunu göstermiştir.

  1. Hastalar ne tür egzersizler yapmalı?

Kanserli bireyler için uygun fiziksel aktiviteler bireyin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmeli ve dereceli olarak artırılarak yapılmalıdır. Kanserli bireylerin sağlık durumları, ilgi alanları ve istekleri doğrultusunda solunum/gevşeme egzersizleri, germe egzersizleri, kuvvetlendirme egzersizleri açık havada yürüme gibi egzersizleri yaşamlarına katmaları uygundur. 18-64 yaş arası kanserli bireylerde fiziksel aktivitelerin olumlu etkilerini açığa çıkarabilmek için önerilen programlar düzenli olarak uygulanmalıdır. Tüm fiziksel aktiviteler aynı gün içerisinde yapılmamalı ve aralıklı olarak tüm haftaya yayılmalıdır. Bu program haftada 2 gün majör kas gruplarına yönelik (sırt-karın kasları, bacak kasları vb) kuvvetlendirme egzersizlerini de içermelidir.

  1. Kanserin hastadan gizlenmesi doğru mudur?

Hukuki açıdan da değerlendirildiğinde kanserin hastadan gizlenmesi doğru değildir. Ancak hastalığı söylerken dikkatli olmak, uygun bir şekilde söylemek gerekir. Hastaya hastalığını söylerken tedavi planı ve süreci hakkında da bilgi verilmesi ve hastanın kafasında oluşabilecek belirsizliklerin ortadan kaldırılması gerekir. Bu konuşma anında hastanın yanında bir yakınının olmasının durumu kolaylaştıracağı unutulmamalıdır. Hastalar tanıyı ilk duyduklarında kızgınlık, çaresizlik, öfke ve ağlama nöbetlerine girebilirler, böyle durumlar normal karşılanmalıdır.

  1. Kanserli hasta çevresi ile ilişkilerini sınırlamalı mıdır? Tedavi sürecinde aile bireylerinden uzak kalınmalı mıdır?

Kanser hastalarının çevresiyle ilişkisini sınırlamasına gerek yoktur. Yalnızca enfeksiyonu olduğu bilinen veya enfeksiyon şüphesi olan kişilerle yakın temasta bulunmamaları yeterli olabilir. Kas ve kemik sağlığı için yürüyüşler yapılması, bunun mümkün ise ev dışında, değil ise ev içerisinde yapması önerilmektedir. Şehirlerarası seyahat yapmak için ise hasta mutlaka doktoruna danışmalıdır.

  1. Tedavi sırasında enfeksiyon riski artar mı?

Kanser tedavisi sırasında enfeksiyon riskinin en önemli belirleyicisi, kanserin türüne göre uygulanan ilaçlardır. Başta kemoterapi olmak üzere radyoterapi, immünoterapi veya bunların kombinasyonları savunma hücrelerimiz olan beyaz kan hücrelerinin sayısını düşürebilir. Fakat günümüzde tıpkı kemoterapiye bağlı bulantı azaltmada başarılı olunduğu gibi kanser tedavisine bağlı enfeksiyon riski de çoğunlukla yönetilebilir ve önlenebilir bir durumdur.

  1. Bulantı ve kusması olan hastalar ne yapmalıdır?

Tedaviye rağmen bulantı ve kusması olan her hasta gerektiğinde ek ilaç verilmesi amacıyla bu konuda tedavi veren hekimi bilgilendirmelidir. Bulantı kemoterapi dışı nedenlerle de olabileceği için hekimin değerlendirmesi önemlidir.

  1. Kanserli hastalarda ağrı nasıl tedavi edilebilir?

Hasta ve yakınlarının en önemli endişelerinden biri de kanserli hastalarda oluşan ağrılardır. Ağrı, şiddetine ve karakteristik özelliklerine göre sınıflandıktan sonra tedavi edilmelidir. Ağrının şiddetine göre mümkün olduğunca en uygun dozda opioid türevi olmayan ilaçlarla ağrı tedavisine başlamak gerekir. Bu nedenle ağrı başlangıçta ve tedavi süresince görsel ağrı skoru gibi ölçüm metodları kullanılarak değerlendirilmelidir. Şiddetli ağrılarda opioid türevi ilaçlar ve gerektiğinde cerrahi veya diğer lokal tedavi yöntemleri (kord kesisi, ganglion veya sinir blokajı) ve morfin infüzyon pompaları kullanılmalıdır. Ağrı tedavisinin doktorunuz tarafından yönlendirilmesi sizin için en iyi seçenek olacaktır.

  1. Hijyene nasıl dikkat edilmeli?

Vücudun enfeksiyonlara daha açık olduğu bu dönemde kişisel hijyeni sağlayacak önlemlere birkaç örnek verilebilir. Günlük olarak banyo yapmak, diş fırçasını yumuşak başlıklı kullanmak, çöp atmak dahil her türlü riskli durumlarda tek kullanımlık eldiven kullanmak, sadece sabun ve suyla bol bol ellerinizi yıkamak ve kurulamak için başkasının kullanmadığı temiz havlu ya da kâğıt havlu kullanmak korunmak için alınacak başlıca önlemlerdendir.

  1. Tedavi sürecinde evcil hayvan beslenebilir mi?

Kanser tedavisi sürecinde ve diğer zor zamanlarımızda evcil hayvanların bir terapi etkisi olduğu gerçek. Ancak kemoterapi sürecinde kişiler normalde etkilenmeyecekleri bazı enfeksiyonlara karşı daha açık ve hassas bir bünyeye sahip olabilirler. Bu nedenle kanserli hastaların kemoterapi aldıkları sürece yaşadıkları ortamda canlı bitki ve hayvan beslemesi özellikle kan değerlerinin kritik seviyenin altına düşmesi durumunda sakıncalı olabilir. Bu sebeple yeni bir evcil hayvan sahiplenmek önerilmemektedir. Dinlenmeye ihtiyacınızın olduğu bu dönemde alışma sürecinde olan evcil hayvanınızın ilgi ve eğitim süreci sizi yoracaktır. Eğer baktığınız bir hayvan var ise aşılarını zamanında yaptırmaya, onların bakım süreçlerinde başkasından destek almaya özen gösterin. Hijyeniniz için mutlaka maskenizi takın. Kedilerinizi dışarı çıkarmayarak, dışardan enfeksiyon taşıma ihtimalini azaltın.

  1. Kanser tedavisi genç hastalarda çocuk sahibi olma ihtimalini azaltır mı?

Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları vücutta ağırlıklı olarak hızlı bölünen hücrelere etki eder. Kadında ve erkekte üreme hücreleri hızlı bölünen hücrelerdir. Bu nedenle erkeklerde ve kadınlarda kemoterapi tedavisi sperm ve yumurta sayısını azaltarak geçici veya kalıcı kısırlığa neden olabilir. Tedavinin cinsel fonksiyonlar ve cinsel istek üzerinde yan etkisi yoktur. Doktorunuzla kullanacağınız ilaçların kısırlık yapıp yapmayacağını konuşunuz. Eğer ilerde çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız ve kullanacağınız ilaçlar kısırlık yapıyorsa kemoterapi başlamadan önce tüp bebek merkezlerine başvurabilirsiniz. Böylelikle kemoterapi başlamadan önce spermleriniz veya oositleriniz dondurularak ilerde kullanılmak üzere saklanabilir.

  1. Üremenin korunması için uygulanabilecek seçenekler nelerdir?

Üreme koruyucu tedaviler kişiye, kanserin turu ve yaygınlığına, kanser tedavisine başlanacak zamana kadar olan süreye göre farklılık göstermektedir. Standart uygulamalar aşağıdaki gibidir;

  • Embriyo dondurma, üreme çağındaki eşi olan kadınlar için uygun bir seçenek olabilir. Uyarıcı günlük enjeksiyonlar sonrası toplanan yumurtalar, partnerin spermi ile laboratuvar ortamında döllenerek embriyolar oluşturulur. Tüp bebek yöntemi olarak da adlandırılan bu yöntem ile oluşan embriyolar dondurularak ileride kullanmak için saklanabilir. Dondurma-çözme işlemlerinin ve uzun sure dondurulmuş olarak embriyoların saklanmasının ileride bebekle ilgili bir anomali oluşturmadığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır.

  • Yumurta dondurma üreme çağındaki eşi olmayan kadınlar için uygun bir seçenek olabilir. Yumurtaları uyarıcı günlük enjeksiyonlar sonrası toplanan yumurtalar laboratuvar ortamında dondurularak saklanır. İleride çocuk sahibi olmak istenildiğinde bu yumurtalar çözülerek eşinizin spermi ile döllenir ve embriyolar oluşturulur.

  • Radyoterapi sırasında koruyucu bariyer kullanımı üreme organlarının olduğu bölgeye yönelik radyoterapi uygulamalarında yumurtalıkların daha az zarar görmesi için kullanılabilir.

  • Yumurtalıkların transpozisyonu, yani ameliyat ile yumurtalıkların radyoterapi uygulanacak alanın uzağına alınarak asılması işlemi sayesinde yumurtalıkların daha az zarar görmesi sağlanabilir. Tedavi sonrası doğal yollarla hamile kalınamazsa tekrar yumurtalıklar ameliyat ile eski yerlerine alınabilir veya tüp bebek yöntemi uygulanabilir.

  • Yumurtalık koruyucu cerrahi uygun vakalarda bir seçenek olabilir. Yumurtalık veya rahim kanseri gibi jinekolojik kanserlerin tedavisinde rahim ve yumurtalıkların birlikte alınması standard tedavi biçimi iken, üreme koruyucu yaklaşımlarda erken evre ve yayılma riski az kanserlerde yumurtalıkların birinin alınmaması gibi yaklaşımlar uygulanabilir.

  • Rahim ağzı kanserinde rahim koruyucu cerrahi, uygun hastalarda uygulanabilir. Standard tedavisinde rahim ağzı ve rahimin tamamının alındığı rahim ağzı kanserinde erken evre ve uygun hastalarda üreme koruyucu yaklaşım olarak da uygulanabilmektedir.

  • Rahim kanserinde tıbbi tedavi yine erken evre, yayılma riski düşük iyi seyirli endometrium kanserinde üreme koruyucu tedavi seçeneği olarak medikal tedavi (ilaç tedavisi) uygulanabilir.

  • Yumurtalık dokusu dondurma kanser tedavisi için beklemenin mümkün olmadığı kadınlarda veya yumurtalıkların uyarılmasının mümkün olmadığı ergenlik öncesi kız çocuklarında üreme koruyucu tedavi seçeneği olarak uygulanabilir. Ameliyat ile alınan yumurtalık dokusu dondurularak ilerleyen yıllarda tekrar anne adayına nakil yapılmasını gerektirir. Lösemi-lenfoma gibi kanser türlerinde tekrar nakil ile kanser hücrelerinin aktarılma riski olduğundan yöntem, bu tür kanser hastalarında önerilmez. Başarı şansının yüksek olmaması, her kanser türünde uygulanamaması ve yöntemin henüz deneysel statüde olması bu seçeneğin çok yaygın olmamasının nedenlerindendir.

  • İlaç tedavileri kanser tedavileri öncesi uygulanarak hastaların yumurtalıklarının çalışmasını durdurmak ve yumurtaları korumak amaçlanır. Hala etkinliği kanıtlanmasa da hastalara üremeyi koruyucu yöntemler bir seçenek olarak sunulur.

  1. Kanser tedavisi sonrasi hamilelik güvenli midir?

Genellikle kanser tedavileri sonrası gebelik güvenli kabul edilir ve kanserin tekrarlama riski artırmamaktadır. Yine de doktorunuzun tedavi sonrası gebeliğe uygun olup olmadığınızı değerlendirmesi ve onay vermesi gerekir. Kanser tedavileri sonrası 6 ay gebelik önerilmemekte ve bu dönemde uygun doğum kontrol yöntemleri ile hastalar gebelikten korunmaktadır.